Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

TARİHTE BATI TIBBININ DOĞU'DAN ALDIKLARI

Doç.Dr.Polat HAS

   Bugün uyguladığımız modern tıp bir anda ortaya çıkmamıştır. Asırların birikimi modern tıbbı ortaya koymuştur. Bazı kitaplarda tıbbın kurucuları ele alınırken önce eski Yunan ve Roma ile başlanıyor. Sonra ortada yedi sekiz asırlık bir boşluk bırakılıyor ve arkasından Avrupa'lı ilim adamlarından bahsediliyor. Yani durup dururken 13. ve 14. asırda Avrupa'da tıpta ve diğer ilim dallarında bir fışkırma görüyoruz. Ani terakki eşyanın tabiatına aykırıdır. Her şey yavaş yavaş gelişerek oluşur ve bir evvelkinin terakki etmiş şeklidir. Biz bu makalede anlatılmayan yedi sekiz aşırın tıbbından özetle bahsedeceğiz.

Önce hastanelerin menşei üzerinde duralım, önce akıl hastanelerini ele alalım. Emevi halifesi el-Velid bin Abd el-Melik tarafından M.S. 707'de Şam'da tesis edilen ve at-Tâberi ve al-Makrizi'ye göre ilk İslâm hastahanesi olan bu ilk müesseseden beri tesis edilegelen İslâm hastahanelerinde, eski Yunan'da, Roma ve Bizans'taki sağlık tesislerinde görülmeyen bir şekilde her çeşit hastalıkların, bu arada akıl hastalarının da tedavisi tıp ilmi esaslarına göre yapılmıştır. Yine 847 yıllarında Dair Hızkıl'da, 892'de Bağdat'ta, 872'de İbn Tulün hastanelerinde akıl hastalarının tıp ve psikiyatri ilminin icaplarına göre tedavi edildiğini görmekteyiz (1). Bir diğer ifadeyle Doğu'da ruh hastalıkları tedavisi Batı'dan çok önceleri yapılmaktaydı.

   Avrupa'da hastanelerin gelişmesine haçlı seferlerinin önemli tesiri olmuştur. "Onikinci asırdan itibaren bütün Avrupa'da başta cüzzam hastalığına yakalanmış kimselerin barındırıldığı cüzzamlılar evi (Lazarhouse) gelmek üzere çok sayıda hastahane ve darülacezenin aniden ortaya çıkmasına bakacak olursak, hastaları muntazam bir şekilde bakım ve tedavi altında tutma fikrinin, İslâm âleminden alınarak Batı'ya aktarıldığını söylememiz kolayca mümkün olabilecektir" (2). Şimdi İslâm hastanelerinin Batı'ya nasıl tesir ettiğine bir göz atalım Yukarıda ruh hastalıklarının ilmi esaslara göre ilk defa İslâm hastanelerinde tedavi edildiğini belirttik. Avrupa'da ise iptidâi olmak kaydıyla ruh hastalıkları tedavisinin islâm hastanelerinden altı asır sonra başladığını görüyoruz. Avrupa'da iptidâi ilk ruh ve akıl hastanelerini 1409'da tesis edilen İspanyol hastanesi Hospital General Valencia ve 1404'de 6 akıl hastasının yatırıldığı Londra'daki Bethlehem hastahanelerinde görüyoruz. Yani Batı pskiyatrik tedaviyi Doğu'dan almıştır (1). Şimdi kronolojik olarak İslâm hastanelerini ve bunların mimari açıdan örnek olduğu Batı hastanelerini ele alalım. 1154 yılında yapılan Şam'daki Nureddin Hastanesi ve Tıbbiyesinde Nureddin Zengi'nin arması olarak rastlanan "Fleur de Lis" motifinin Batı'nın 1440 ila 1489 seneleri arasında Rodos'ta inşa ettikleri bugün hâlâ duran hastanenin üst kattaki hasta salonunda da ornament olarak kullanıldığı görülmektedir. Yani Rodos hastanesi Nureddin'in tesiri altındadır (3). Haçvari dört eyvanın kesiştiği merkezi yerdeki kubbesi ile Kahire'de 1284 senesinde yapılan Kalavun Hastanesi'nin 1457 senesinde Mimar Filaretin Milano'da inşa etmeğe başladığı "Ospidale Maggiore" hastahanesine örnek olarak alındığı ortaya çıkıyor. Milano'daki Ospidale Maggiore hastahanesini müteakiben İtalya'da, İspanya'da, İngiltere'de haç planlı hastahaneler XVII. yüzyılın ortalarına kadar inşa edildiler. 1571'den önce Fransız mimarı Philibert Delorme'nin yaptığı haç planlı hastahane projesinde Kalavun hastahanesine benzer taraflar vardır. Ortadaki avlusu açık olup Nureddin hastahanesindeki gibi bir havuz yer almaktadır. Almanya'da da Kalavun hastahanesine benzer karakterde hastahane projeleri 1683 ile 1655 seneleri arasında Josef Furttenbach tarafından yapılmıştır. İspanya üzerinden de İslâm hastahanelerinin Hristiyan Avrupa hastahanelerine tesiri büyük olmuştur. Hopital Saint-Blaice hastahanesindeki kubbe konstruksiyonu, Kurtuba'daki Emeviler zamanında inşa edilen caminin mihrabı üzerindeki kubbenin kopyesidir. Madrid'de Katolik İspanyol Prensesi İsabella'nın Latince Hocası Beariz de Galindo namına inşa edilen "Hopital de Latina" hastahanesi 1499 tarihli vakfiyesine göre İslâm mimarı Hasan tarafından inşa edilmiştir. Bu da İslâm kültürünün hâlâ XV. asrın sonunda bile tesirinin ne derece büyük olduğunu gösteriyor (4) Yine 1596'da St. Jacobs için Dresden'de yapılan hastahane de Bursa'daki Yıldırım Darüşşifası'nın planına göre tesis edilmiştir (5). Tokat'ta tesis e-dilen, bugün Gök Medrese adıyla bilinen Selçuklu Hastahanesi iç avlu etrafına gruplanan revaklarla çevrili ve iki katlı yapı şekli ile müslümanların Gırnata'da XIV. yüzyılda tesis ettikleri hastahane ile XV. yüzyılda tesis ettikleri Corral Gel Carbon diye anılan kervansaraya ve bilahere katolik İspanyolların XV. yüzyılda tesis ettikleri Onete-Üniversite binası ile XVI-XVII. yüzyılda Medina del Campo-Hospitaline benzemesi Selçuklu Hastahanelerinin Avrupa Hastahane ve Üniversite mimarisine ne derecede etkili olduğunu gösterir (3). Yine Leiden'li mimari profesörü Nicolai Goldmann'ın fikirlerine yer veren L. Ch. Sturm tarafından 1720'den neşredilen merkezi şekilde planlanmış hastane projesinin, merkezi kubbenin üzerinde yer alan havalandırma feneri ile mimar Hayreddin'in Edirne'de 1484-88 yıllarında inşa ettiği II. Baye-zid Hastanesi'ne benzemesi, üzerinde durulacak önemli bir husustur. 1774'te Antoine Petit tarafından yanmış Hotel Dieu hastanesi yerine yapılacak hastane projesi II. Bayezid Hastanesi'nden örnek alınmıştır. Bu hastaneyi örnek alan diğer hastaneler 1876'da ABD'de John-Hopkins, 1855'de Antwerpendeki Stuivenberg, 1885'de Philadelphia'daki Presbyterian, 1884'de Liverpool'daki Seaforth-askeri hastaneleridir (6). O halde tarihte Batı'nın yaptığı hastanelerin çoğu İslâm hastanelerinin bir kopyasıdır diyebiriz.

   Batı ilmi temellerini kurarken, Müslüman bilim adamlarının eser ve çalışmalarından oldukça fazla bir şekilde istifade etmiştir. İbni Sina'nın Kanun isimli eserinin arapça baskısının Roma'daki 1593 yılında yapılmış olduğunu biliyoruz. Bu eseri Gerardus Cremonensis latinceye çevirmiştir. Bu çevrinin tamamen veya kısmen birçok baskılarının yapıldığı bilinmektedir. Meselâ 1473'de Milano' da, 1476'da Padova'da, 1483 yılında Venezia'da 1507'de Toledo baskıları yapılmıştır. Bu latince Kanun metni 1507 Toledo baskısı esas alınmak su retiyle 1964 yılında yeniden çoğaltıldığını görüyoruz. Nathan Ha-Meati tarafından Kanun, Roma'da, 1279 yılında İbrani diline çevrildi ve bu çeviri 1492 yılında Napoli'de basıldı (7). Bu eser 15. ve 16. yüzyıllarda 36 defa basılmıştır (8). Buradan İbni Sina'nın Batı'ya oldukça fazla bir şekilde etkilediğini görüyoruz. Montpellier Tıp Fakültesi'nde XV.yüzyılda bir talebenin,bakalorya diploması alırken söylediği sözlerden, o devirde İbni Sina'nın tababetin en büyük üstadlarından biri olarak addedildiği anlaşılmaktadır. Papa Clement V., d'Avignon'daki sarayında 8 Eylül 1309'da Arnoldo di Villanova (1234 - I310)'nın da dahil olduğu özel hekim- ler ile birlikte, üniversitelerin tıp fakültelerinde okutulacak derslerin programında İbn Sina'nın Kanunu'nun I., III. ve IV. kitaplarının yer almasını kararlaştırmıştı. Fransız kralı VII. Charles'in hekimi jaquez Desparsda XV. yüzyılda İbn Sina'nın Kanunu'na dair şerh yazmıştı. Paris Tıp Fakültesi'nin büyük dershanesi Grand Amphitheatre'daki dünyanın büyük hekimlerini temsil eden duvar freskinde İbn Sina, Razi ile yanyana resmedilmiştir. Gerek Viyana Tıp Fakültesi'nde gerekse 1472 de kurulan Münih'in İngolstadt'daki Üniversite Tıp Fakültesi'nde, 15. ve 16. yüzyıllarda ders programında İbn Sina'nın Kanunu, "Canon Medicinae Avicennae" adı altında mecburi ders kitabı olarak okutulmaktaydı. 1477 senesinde Münih'in İngolstadt Tıp Fakültesi'ndeki büyük dershaneye İbn Sina'nın Avicenna olarak latinceleştirilmiş ismi verilmişti. Münih İngolstadt Tıp Fakültesi'nin 16. yüzyıl başındaki doktora nizamnamesinin, doktora talebelerine imtihanlarda sorulacak sorularla ilgili 2. ve 5. maddeleri gereğince; İbn Sina veya er-Razi'den yapılacak yazılı imtihanda bir puan, Hipokrattan yapılacak imtihanda diğer gerekli ikinci puanı aldıktan sonra, doktor namzetlerine dekanın sözlü imtihanında İbn Sina, Hipokrat ve Razi'nin kitaplarından sorular sorması öngörülmekteydi. Bu sorular için İbn Sina'nın eseri Kanun'un l. Kitabının 2. Fennindeki hastalık sebepleri ve semptomları ile ilgili kısımlar ile IV. kitabın 1. bölümünde (Fen) yer alan ateşli hastalıklarla ilgili kısımların bilinmesi gerekliydi. Münih İngolstadt Fakültesi'nin 1472 tarihli statüsü "Statuta îrclitae medicorum Facultatis studii İngolstatensis"de tıp talebelerinin Hipokrat'ın Aforizmaları yanısıra İbn Sina'nın Kanunu'nun 1. ve 2. Fennleri ile IV. kitabının 1. Fenninden sözlü imtihan edilmesi latince olarak şöyle belirtilmektedir: "... fen primi canonis Avicennae aut prima fen guanti eiusdem". Bu bölümleri tıp talebelerinin ezbere bilmesi gerekmekteydi. Bavyera kralı Maximilian I (1573—1651) 1611'de üniversite için yeni bir ders planı yürürlüğe koydu ki, buna göre 1. ders yılında teorik tıp dalındaki eğitim için ibn Sina'nın ve Galen'in kitapları ders kitapları olarak öngörülmekteydi. Viyana Tıp Fakültesi'nin 1389 tarihli statüsüne göre doktora imtihanında tıp talebelerinin imtihan edilmek için İbn Sina'nın Kanunu, Technae Galeni veya Aphorismi Hippocratis'den birisini seçmeleri öngörülmekteydi (9). Bütün bunların yanısıra Razi ile İbn Sina'nın eserleri on yedinci asırda Louvain Üniversitesi tıp tedrisatının esasını teşkil etmiştir, ibn Sina tercümeleri tam altıyüz sene, Avrupa üniversitelerinde ders kitapları olarak tedris edilmiştir (10). Razi'nin latinceye çevrilen ve XVIII.y.y.a kadar Batı'da tıp mekteplerinde klasik bir tıp kitabı gibi okutulan eseriyle bu bilim adamımız Valinos'a benzetilmiştir (11). Yine önemli bir bilim adamı olan Kindi de Avrupa'yı etkilemiş, eserlerinin latinceye tercüme edilmesiyle, Avrupa kültüründe de ün kazanmıştı ve ona Alkendus diyorlardı(12). Avrupa'ya ışık tutan bir diğer ilim adamı Ebu-Kasım Zehravi'dir. Batı onu Albucasis olarak tanımaktadır; cerrahlığa ve ebeliğe dair "Et-Tasrif" adlı bir eseri vardır. Bu eser Gerard da Cremone tarafından latinceye çevrilmiştir (13). Bu bilim adamı modern cerrahinin kurucularındandır.

BİLİM HIRSIZLARI

Batı'da zaman zaman şarlatanlara da rastlamaktayız. Konstantin bunlardan biridir. Kendisini Doğu'dan tercüme ettiği tıp kitaplarının gerçek sahibiymiş gibi takdim ederek kısa zamanda şöhrete kavuşur, ilk Haçlı Seferi'nde Şark'ı tanıyan ve lisanını bilen yeni şahıslar yetişince, Konstantin in mütehassıslığı uzun müddet rakipsiz kalmaz. Bu seferde lombardların doktorluğunu yapmakta olan Piza'lı hekim Stephan, Antakya'da iken müslümanlarm tıp hazinelerinden en değerli birini hristiyanlık için temine karar verir. İşte bu karardan sonra Konstantin'in şöhreti tehlikeye düşer. Stephan 1127 yılında tıbbı noksansız bir şekilde kapsıyan Ali ibni Abbas'ın "el-Kitab'ul-Meliki" adlı eserini kılı kırk yararcasına latinceye çevirirken, işin farkına varır. Bu suretle, Konstantin'e ait "Liber Pantegni"nın hakikatte Ali ibni Abbas'ın "el-Kitab'ul-Melik" olduğunu anlar. Halbuki Stephan, tıp tahsil ettiği Paestum körfezindeki dünyaca meşhur tıb şehri Salerno'da, tam üç sene derin bir hürmet ve minnet borcu içinde, kendisini tamamen üstadı Konstantin'in eserlerine vermiş- ti. Bundan sonra, Stephan, Pantegni'nin sözde müellifi Konstantin'in yüzündeki maskeyi düşürür. Ancak bu sadece bir başlangıçtır. Sicilya'da mütercim Demetrius, Konstantin'in "De Oculis"inde, Huneyn'in göz tababetine dair kitabını tanır. Konstantin'in enteresan kitabı "Viaticum"un İbn'ul-Cessar'ın "Fakirler için Seyahat Rehberi" isimli eserinin ve "Perhiz, îdrar ve Sıtmaya Dair" kitaplarının da gerçekte İshak Judaeus'a ait eserlerin mealen tercümeleri olduklarını tesbit eder ve böylece foyalarını meydana çıkarır. Artık Konstantin'in kimyasının, Razi'nin kimyası olduğu nasıl söyleniyorsa, cerrahisinin de Ali ibni Abbas'ın kaleminden çıktığı bilinmektedir (14). Benzer durumu ibni Nefis'in kan dolaşımının kâşifi olması hususunda da görüyoruz. Bilindiği üzere kan dolaşımının kaşifi ibn Nefs'dir (15). Fakat uzun asırlar bu şeref başkalarına verilmiştir. Michael Servetus'un, İbn Nefs'ten (1210-1288) yaklaşık üçyüz yıl sonra küçük dolaşımı açıklarken, hareket noktasını onunla aynı anatomik yapıya dayandırmış olması ve aynı düşünce yolu ile sonuca varması, üzerinde durulacak bir konudur. Bilindiği gibi İbn Nefs'in küçük dolaşımı açıklarken elindeki en önemli anatomik dayanak, ventriküller arasındaki septumun geçirgen olmadığı hakkında ileri sürdüğü görüştür. Halbuki Galen ve İbni Sina anatomisinde bu septum geçirgendir ve dolaşım mekaniği bu anatomik yapıya dayanılarak açıklanmaktadır.Klâsik görüşe ters olan bu kanaate ibn Nefs'in mutlaka gözlem sonucu varmış olması lazımdır. Konuya bu açıdan bakınca Servetus'un İbn Nefıs'in kitabını bilip bilmediği veya bilmesinin imkân dahilinde olup olmadığı önemli olmaktadır. Bugün Servetus'un İbn Nefis'ten haberdar olduğu, Servetus'un kitabından Vesalius'un (1514-1564) öğrencilerinden Colombo'nun (1519-1559) bilgi sahibi olduğu, hatta İbn Nefis çevirisi ile uğraşan bir kişi ile temas ettiği anlaşılmaktadır. Colombo kalb dolaşımı konusunda önemli katkıları olan bir araştırıcıdır. İtalyan anatomi mektebinin diğer ünlü hocaları Fallapio (1523-1562) ve Fabrizio (1533-1619) da Padua'da çalışmışlar ve bunlardan sonuncusu, tıp eğitimini Padua'da yapan W.Harwey'in (1578- 1657) en çok istifade ettiği kişi olmuştur. Böylece küçük dolaşım fizyolojisinin bir anda gerçekleşen bir buluşla çözümlenmediği, kademeli katkıların bahis konusu olduğu görülmektedir. Ancak ilk gözlem ve çözümlemeyi yapmış olmak ve daha sonraki araştırıcıların dikkatini bu noktaya çekmek şerefi de İbn Nefis'e aittir (l 6). Batı'daki anatomi ve cerrahinin temelleri de Doğu' kaynaklıdır. İbn Abi Usaiba'da belirtildiği üzere İbn Maseveyh daha IX. yüzyılda maymunlar üzerinde teşrih yapmıştır. Sonraları Ebu Bekir er-Razi'nin maymunlar üzerinde, İbn Zuhr'un da (ö-lümü 1162) keçiler üzerinde teşrih yaptığı, hatta 3 yaşındaki kendi oğlu üzerinde venasektio yaparak damarlarını incelediği bilinmektedir. Buna göre Avrupa'da teşrihin hayvan ve insan cesetleri üzerinde tatbikine haçlı seferleri vesilesiyle XIII.yüzyılda başlanmasında Selçuklu tababetinin tesiri büyüktür. İbn Sina'nın bütün eserlerini mütalâa eden İmparator Friedrich II.nin (XIII.yüzyıl) kendi hükmü altındaki Napoli ve Salerno üniversitelerinde anatominin tıp talebeleri için hayvan cesetleri üzerinde teşrihle öğretilmesini mecbur kılması yukarıdaki tezi desteklemektedir (4). 1218'de haçlı ordusu ile gelen Ugo Borgognoni (ölümü 1258). İslâm dünyasında hastanın esrar, banotu ve a- dem otu gibi anestezik maddelerin suyuna batırılmış süngerlerle anestezi yapıldıktan sonra ameliyat edilmesi usulünü ve cerrahinin diğer metodlarını öğrenerek, haçlı seferlerinden dönüşünde Bologna'da kendi cerrahi ekolünü kurar. Burada tahsil gören anatom Mondino De Luzzi'nin (1275-1326) insan cesedi üstündeki teşrihlere dayanarak çoğu deyimleri Arapça olan ilk anatomi kitabını yazması da Selçuklu tababetinin ve onun temsilcisi Şam'daki Nureddin Hastanesi'nin tesiriyle açıklanabilir (18). Avrupa üniversitelerinde verilen ilmi derecelerde de İslâm tesiri barizdir. Meselâ; Baccalaureat Arapça: "Bi-hakk al-riudyâ"dan gelmektedir. Sa-lerno ve diğer Avrupa üniversitelerindeki doktora imtihanının da Selçuklu medrese ve hastahanelerindeki icazetten alınmış olduğu aşikârdır (4). Selçuklular devrinde ve Şam'daki Nureddin hastanesi işletmede iken 1178'de Hekim Hibetullah ibn al- Murammel tarafından icazetname almak için Adudi hastanesinde yapılan ve hocası Abu Said İbn Said al-Haravi tarafından okunup, kabul edilen "Kitab Calinus fi Tedbir al-Assıhha" isimli doktora tezi İstanbul'da Ayasofya kütüphanesinde mevcut olduğuna göre aynı tıp ekolünün devamı olan Şam'daki Nureddin Hastanesi'nde de aynı şekilde hekim olmak için tıp doktoraları yapıldığı haçlı seferleri ve diğer yollarla tıp doktoru olmak için tez yazma usulünün Avrupa'daki Salerno, Napoli, Montpellier, Bologna ve Padua Tıp Fakültelerine geçtiği aşikârdır. Nureddin Zengi'nin yanında yetişen Salâhaddin Eyyubi'nin soyundan Melik ül-Adil zamanında kansız sonuçlanan haçlı seferini yöneten ve Kudüs ve Şam'a gelen İtalya ve Sicilya'daki Alman imparatoru Friedrich von Hohenstaufen, İtalya'ya dönüşünde, 1231'de Selçukluların tesiri ile, hekim olacakların tahsilden sonra Salerno Tıp Fakültesi hocalarınca imtihan edilmeden önce icra-ı tababet edemiyecekleri hükümlerini de içine alan bir sağlık kanunu yürürlüğe koymuştu. Selçuklu İslâm tababetinin tesiri neticesi Friedrich von Hohenstaufen zamanında Avrupa'da hekimlere ilk defa doktor unvanı Salernoda verilmeye başlanmıştı. Selçuklular zamanında İran ve Suriye'den topladığı İslâm hekimlerinin eserlerini, Salerno ve Monte Casinoda, Constantin Africanus'un latinceye çevirdiği biliniyor. Güzel Arapça bilen Friedrich von Hohenstaufen'in sarayında, daha önce Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin'in sarayında çalışan Hekim Yakubi isimli bir tabibin çalıştığını Abul Farac Malati: "Muhtasar üd-Düvel" isimli eserinde belirtmektedir. Anlaşılıyor ki, Selçuklu tababetinin Salerno ve diğer İtalya tıp fakülteleri üzerindeki tesirleri inkâr edilemiyecek kadar büyüktür.(77).

LİTERATÜR :

1) Terzioğlu, A: Türk—islâm Psikiyatrisinin ve Hastanelerinin Avrupa'ya Tesirleri. Bifaskop. 3(8): 20, 1982.

2) Hitti, P.K: islâm Tarihi. Ozal matb. ist. 1981 4/1068.

3) Terzioğlu, A: Selçuklu Hastaneleri ve Tababetinin Avrupa'ya Tesirleri, ilim ve Sanat. 3: 28, 29, 1982.

4) Terzioğlu, A: Selçuklu Hastaneleri ve Avrupa Kültürüne Tesirleri. Malazgirt Armağanı.T.T. K. yay. Ankara 1971 s: 62, 65, 54.

5) öztuna, Y: Büyük Türkiye Tarihi, ötüken yay. ist. 1983 11/194.

6) Terzioğlu, A: Edirnedeki II. Bayezit Hastanesi ve Tıp Tarihi Açısından önemi. Bifaskop. 6 (15): 16, 1985.

7) Ecer, A.H: Ibn Sina'nın Batı'da Tanınması. IbniSina. Kayseri. 1984 s: 188.

8) Baytop, T: Türk Eczacılık Tarihi. Sanal matb. ist. 1985 s: 39.

9) Terzioğlu, A: Ibn Sina'nın Tababeti ve Avrupa'ya Tesirleri. Ibn. Sina. T.T.K. yay. Ankara 1984 s: 64, 65.

10) Bayrakçı, H: islâm Medeniyetinin Devam E-den Tesirleri. Gerçek, 3: 92, 1973.

11) Atabek, E: Ortaçağ Tababeti. Hilal matb. ist. 1977 s: 16.

12) Keklik, M-.Hekim ve Hakim olarak Ibn Sina. Ibni Sina. Kayseri 1984 s: 314.

13) Adıvar, A.A: Bilim ve Din. Remzi ktb. îst. 1980 s: 81.

14) Hunke, S: islâm Güneşi. Bedir yay. İst. 1975. 182, 183, 184.

15) Mahmud, S.F: islâm Tarihi. Varlık yay. ist. 1973 S: 182.

16) Adıvar, A.A: Osmanlı Türklerinde ilim. Remzi ktb. ist. 1982 s:25.

17) Terzioğlu, A: Selçuklu Türklerinin Ünlü Tıbbiyesi Şam 'daki Nureddin Hastanesi. Bifaskop 3(7): 24. 1982.

18) Terzioğlu, A: Selçuklu Tıp Merkezleri ve Avrupa Tababetine Tesirleri. K. ü. Gevher Nesi-be Bilim Haftası ve Tıp Günleri, öztek matb. Ankara. 1982 s: 86.

İSLAMİYETTE VE HRİSTİYANLIKTA İLİM ANLAYIŞI/T.Ö.V.Yayınevi/sf:98 vd.

İSLAM TARİH MECMUASI

ANA SAYFAYA DÖN